top of page
Search
  • Writer's pictureZehra Köse

DÜŞÜNCEN, DUYGUN NEYSE KADERİN O OLUR...

"Fikrin neyse, zikrin o olur' demiş atalarımız; düşüncelerimiz ne ise konuşmalarımız o oluyor, ağzımızdan çıkanları kulaklarımız duyuyor mu? Çoğunlukla duymuyoruz, dikkatimiz, kendimizden ziyade dış dünyada, kişilerde, olaylarda ya da haberlerde. Çoğunlukla ezbere kalıplar ile konuşuyoruz, bazen de laf olsun diye. An ve An düşüncelerimizle, kelimelerimizle kaderimizi yarattığımızın farkında olsak, böyle rastgele düşünür ve konuşur muyduk? Ya da laf olsun diye bu kadar çok konuşur muyduk? Gün içinde neler düşünüyoruz ve konuşuyoruz farkında mıyız? Birisi gelip, "Nasılsın? İşler nasıl gidiyor?" diye sorduğunda ne cevap veriyoruz mesela? En çok neden bahsediyoruz? Kendimiz, çevremiz ya da toplumsal konularla ilgili şikayet mi ediyoruz? Geçmişte olan şeyleri tekrar tekrar anlatıp geçmişi tekrar tekrar var mı ediyoruz? Gelecek ile ilgili olumsuz tahminlerde bulunup kaygı ve korkularımızı mı tetikliyoruz? Konuştuğun cümleler ve tekrar eden düşünceler senin inançlarındır. Her ne konuşuyorsak, bir süre sonra onların duygularını da çağırıyoruz (yaklaşık 17 sn sonra). Bu konularda yaklaşık 90 sn kalırsak o düşünce ve duygu ile beraber o gerçekliği yaratıyoruz, o yaratım orada duruyor ve bir süre sonra hayatımızda görünür oluyor. Kendimizi dinlemediğimiz için, bu gerçeklik karşımıza çıktığında şaşırıyoruz ve "bu benim başıma neden geldi?" diye soruyoruz. Neden geldi? Bir süre önce farkına varmadan sen bunu yarattın, yani dua ettin ve unuttun. Senin bu yaratımını, düşünceni, duygunu sana birisi ya da bir olay yaşatıyor, sen ise kişiye ya da duruma kızıyorsun. Mesela, istemediğin bir işte ya da pozisyonda çalışıyorsun, isteksizsin, gitmek istemiyorsun, fırsat buldukça şikayet ediyorsun, kendini kurban hissediyorsun, mutsuzsun anlatıyorsun herkese, her sabah yataktan kalkıp gitmek istemiyorsun. "Şimdi burada çalışmak yerine başka bir yerde olsam, özgür olsam..' İçten içe bir an önce kurtulmak istiyorsun, ancak para kazanmak zorundasın ve devam ediyorsun. Bir gün geliyor seni işten çıkarıyorlar ve sen şaşırıyorsun, "Neden ben? Ben bunu hak etmedim. Hiç hak etmeyen diğer insanlar kaldı, beni çıkardılar" diyorsun. Şimdi seni işten mi çıkardılar? Sen çıkmak için dua mı ettin? Kim yarattı bu gerçekliği? Evliliğinden memnun değilsin, her gün şikayet ediyorsun içten içe, bazen de dışarıda. Gün geliyor eşin gelip ayrılalım dediğinde kızıyor, bağırıyor ve kurban hissediyorsun. Kim yarattı bu gerçekliği? Eşin mı? Sen mi? Ağzımdan çıkanlar benim gerçekliğimi yaratıyor ise o zaman istediğim gerçekliği yaratabilirim demek ki. Kendimi dinleyerek başlayabilirim mesela, ben gün içinde neler düşünüyorum, neler konuşuyorum? Neler hissediyorum? Hangi duygu ve düşünceler hep tekrar ediyor? Kendimle, eşimle, işimle, ailemle ilgili inançlarım neler? Kendimi olduğum gibi kabul ediyor ve onaylıyor muyum? Yoksa en büyük kavgam kendimle mi? Bulunduğum alanlarda iyi hissediyor muyum? Hissetmiyorsam bu alanları iyileştirmek ya da kendimi dönüştürmek için bir şeyler yapıyor muyum? En azından bu yönlerde dönüştürücü niyetlerim var mı? Yoksa şikayetçi, kurban rolünü çok mu seviyor ve besleniyorum? Konfor alanından çıkmak bana zor mu geliyor? Hangi korkular beni bu alanlarda tutuyor? Tüm bunlarla dürüstçe yüzleşir ve ne yapabilirim yönünde bir bakış açısına geçersem, dikkatim ve enerjim de oraya akacağı için fırsatlar da bana bu alanda görünür olacaktır. Yani "niyetimiz neyse akıbetimiz de o yönde olacaktır". Her şey senin seçimin ve her şey senden sana, olmasını istediklerini düşün, konuş ve yaşa, istemediklerini değil; önce başkalarını değil kendini çok iyi dinle; başkasına değil kendine anlat, seni en çok sen anlarsın... Sevgi ve kolaylıkla.... Zehra Köse



9 views0 comments

Kommentare


bottom of page