top of page
Search
  • Writer's pictureZehra Köse

KONTROL ETMEZSEM HER ŞEY ALT ÜST OLUR…

Kontrolcülük ve kontrol etme dürtüsünün arkasına gizlenmiş bir ya da birden fazla korku, kaygı ve endişe vardır; güvende olma ihtiyacı, başarısız olma korkusu, mükemmelliyetçilik, sevilmeme korkusu, hasta olma korkusu, kaybetme korkusu, gelecek kaygısı, onay ve takdir görme ihtiyacı, beğenilmeme korkusu, aile ve elalem korkusu, kendine olan güvensizlik, özgüven eksikliği, hata yapma korkusu, hayata ve akışa güvensizlik, hayatının alt üst olma korkusu, terk edilme korkusu, yok olma/ölüm korkusu vb gibi… Bu duygular bilinçaltında kayıtlıdır, bu duygulara ait deneyimler yaşandıkça –ki korktuğumuz başımıza gelir- stres artar, stres hormonları fazlaca üretilir ve bu kimyasallar bedende birikir, bedenin enerjisi ağırlaşır ve düşer. Bu düşüş, bağışıklık sistemini de çökertir ve dengesizlikler, hastalıklar oluşmaya başlar. Uykusuzluk, huzursuzluk, telaş, heyecan, tezcanlılık, geç kalmışlık, hayattan keyif alamama, depresyon, kaygı, titremeler, kasılmalar, tikler, kireçlenmeler, tutulmalar, daha ileriki seviyelerde ise takıntılara, bağımlılıklara, obsesif kompulsif bozukluklara, parkinson ve felce kadar sebep olabilir. Bu kişiler, bu korku ve kaygıları tekrar tekrar yaşamamak için farkında olarak veya olmayarak hayatı, çocuklarını, eşlerini, işlerini; bazen daha da ileri giderek diğer insanları, durumları da kontrol etme ve düzeltme ihtiyacı duyarlar. Neden bu şekilde davrandıkları sorulduğunda ise, gerekçeleri çok masumdur, “sevdiği için, değer verdiği için, merak ettiği için, anne-baba-sevgili ya da eş olduğu için, iyi insan olduğu için, yardımcı olmak için, hayırlı evlat olduğu için, bilirkişi olduğu için, tecrübeli olduğu için, yaşı büyük olduğu için” vb. gibi. Birçoğu arka plandaki korku ve kaygılarının farkında bile değillerdir.

Hamilelik sürecinde yaşanan bir travma, düşük tehlikesi, kazalar ve kayıplar, istenmeyen çocuk, kız beklerken erkek doğan ya da tam tersi, mükemmelliyetçi/kontrolcü ebeveynler, özellikle 0-7 yaş aralığında yaşanan travmalar, tacizler, şiddet, yeterince sevgi ve değer görememe, takdir, onay ve kabul görememe, terk edilmeler, maddi kayıplar, kaybedilen ebeveynler, dramatik boşanmalar, düşmeler ya da kazalar, ciddi hastalık ya da ameliyat deneyimleri gibi birçok sebebe bağlı olarak oluşan bu korku ve kaygılar, kişi kaç yaşında olursa olsun –bu kayıtlar dönüştürülmediği sürece- bilinçaltında katılaşmış inançlara ve kararlara dönüşür. “Yaşamımı devam ettirebilmek için kontrolde olmalıyım; herkesi ve her şeyi kontrol edersem güvende olurum, sevilmek, kabul görmek ve onaylanmak için mükemmel olmalıyım; başarılı olmak için titiz, detaycı ve mükemmel olmalıyım; başarısız olursam beğenilmem, beni sevmezler ve yok olurum” bu inançlardan sadece birkaçıdır. İnançlar gerçekliği oluşturur ve yaşanan gerçeklikler ise inançları pekiştirir. Tıpkı bir kartopu gibi, yuvarlandıkça büyür ve işin içinden çıkılamaz bir hale gelebilir.

Kontrol etmeye çalıştıkça -dikkat orada olduğu ve enerji de oraya aktığı için- kontrol edilecek kişiler ve durumlar artar; artık hiçbir şey kontrol edilemez hale gelir. Burada yine, suçluluk, başarısızlık, güvensizlik ve utanç gibi ilave duygular da açığa çıkabilir.

Nefes egzersizleri, anda kalma çalışmaları, zihin kontrolü ve meditasyonlar kişinin kendi kendine yapabileceği pratikler olmakla beraber, bu çalışmalar uzun soluklu çalışmalardır, düzen ve istikrar gerektirir. Daha kısa sürede yaşam kalitesini yükseltmek ve özellikle hastalık boyutuna kadar gelmiş durumlar için bilinçaltı dönüştürme çalışmaları/seansları yapılmalıdır. Kişinin kontrol etme ihtiyacının kim, hangi sebep ve deneyimler sonucunda oluştuğu bulunur; korku, kaygı ve endişeler giderilir; beden, duygular ve stres ortadan kalktığında rahatlar, iyileşme süreci hızlanır; kişi akışta kalır, sevgi, güven ve huzur içinde yaşamaya, en önemlisi yaşamdan keyif almaya başlar.

Peki, sizler kimleri ve neleri kontrol etmeye çalışıyorsunuz hiç düşündünüz mü? Bu ihtiyacın arkasında hangi korkular, hangi kaygı ve endişeler saklanıyor? Kontrolü kimden öğrendiniz? Mükemmel olmadığınıza, kusurlu olduğunuza ne zaman karar verdiniz? Sevilmek, onaylanmak ve başarılı olmak için mükemmel olmanız gerektiğine ne zaman inandınız? Bir düşünün bakalım…

Sevgi ve ışıkla açığa çıksın, şifa olsun, katkı olsun bütüne…

Zehra Köse

 



2 views0 comments

Comments


bottom of page